92406 kayıt bulundu.
1. `eşkıya dahi olsan insafı elden bırakma` anlamında kullanılan bir söz
1. isim , isim , isim , isim , Gürültü, patırtı, telaş, karmakarışık durum, sıkıntı
1. Hayat, mütemadi ihtiyaçları yerine getirmeye uğraşmaktan ibaret çetin bir dağdağa.
1. Hayat, mütemadi ihtiyaçları yerine getirmeye uğraşmaktan ibaret çetin bir dağdağa.
Lisan : Arapça daġdaġa
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Gürültülü patırtılı
1. Sultan Mahmut devri, imparatorluğun dağdağalı ve çok dertli bir zamanıydı.
1. Sultan Mahmut devri, imparatorluğun dağdağalı ve çok dertli bir zamanıydı.
1. sonradan geldiği bir yerde, kendinden önce gelen kişinin yerini almaya çalışmak
1. isim , isim , mecaz , mecaz , isim , isim , mecaz , mecaz , Dağ adamı
1. Kusura bakmayınız, dağdan inmedir o, ne yol bilir ne yordam!
1. Kusura bakmayınız, dağdan inmedir o, ne yol bilir ne yordam!
1. isim , isim , müzik , müzik , isim , isim , müzik , müzik , Dağlık bölgelerde söylenen türkülerin makamı
Lisan : Türkçe dağ + Arapça -ī
Telaffuz : da:ği:
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Dağılma ihtimali veya imkânı bulunmak
gelir dağılımı, yaş dağılımı
1. isim , isim , isim , isim , Dağılarak birbirinden ayrılma
2. Paylaşım
1. Miras dağılımında üvey annesiyle aralarında anlaşmazlık çıkmış.
1. Miras dağılımında üvey annesiyle aralarında anlaşmazlık çıkmış.
3. toplum bilimi , toplum bilimi , toplum bilimi , toplum bilimi , Bir toplumda, bir kümede incelenen bir veya birçok özelliğin zamana, yere, seçilen herhangi bir değişkene göre hesaplanan sayısal ve oransal dağılışı
1. İlişkilerdeki rol dağılımını sürekli karıştırdığımdan, benim de temizlikçilerle başım hep derde girmiştir.
1. İlişkilerdeki rol dağılımını sürekli karıştırdığımdan, benim de temizlikçilerle başım hep derde girmiştir.
4. dil bilimi , dil bilimi , dil bilimi , dil bilimi , Bir ses biriminin, anlam biriminin değişik kullanım veya bağlamlardaki çevrelerinin tümü
5. ekonomi , ekonomi , ekonomi , ekonomi , Mal üretiminde, katkıda bulunanlara, üretilen mallardan herhangi bir ölçüde verilmesi, dağıtılması
6. kimya , kimya , kimya , kimya , Birleşiminde kütle içinde tamamen eşit olarak dağılmış gerçek veya koloidal eriyik biçiminde başka bir madde bulunan katı, sıvı veya gaz durumundaki bütün cisimler
1. isim , isim , isim , isim , Dağılma işi
2. Yıkılış, çöküş
1. Hun İmparatorluğu'nun dağılışı.
1. Hun İmparatorluğu'nun dağılışı.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Çabucak veya ansızın dağılmak
Telaffuz : dağılı'vermek
1. isim , isim , isim , isim , Dağılmak işi
1. Annemle babamın dökülüp dağılmaya hazırlanan karyolaları da buradaydı.
1. Annemle babamın dökülüp dağılmaya hazırlanan karyolaları da buradaydı.
2. askerlik , askerlik , askerlik , askerlik , Sınırlı bölgelere toplanmış birlik, gereç ve kuruluşların düşman saldırısına karşı daha iyi korunmalarını sağlamak amacıyla birbirlerinden uzaklaştırılmaları
3. askerlik , askerlik , askerlik , askerlik , Bir hedefe aynı silahla atılan mermilerin, barut haklarının ve başka şartların değişmesi yüzünden ayrı ayrı noktalara vurması
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
1. Zaten arkadaşlarımın her biri bir yana dağılmıştı,
1. Zaten arkadaşlarımın her biri bir yana dağılmıştı,
2. Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek
3. Parçalanarak yayılmak, ufalanmak
1. Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu.
1. Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu.
4. Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak
1. Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı.
1. Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı.
5. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Birliği, beraberliği bozulmak
1. Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı.
1. Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı.
6. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak, fesholunmak, münfesih olmak
7. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak
dağınık gözenek, dağınık ışık
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Geniş bir alana yayılmış olan
2. Bir arada olmayan, birbiriyle bağlantısız
3. Düzeni bozuk, düzensiz, karışık, gayrimuntazam
1. Kadın yatağın içinde saçları dağınık, dimdik oturuyordu.
1. Kadın yatağın içinde saçları dağınık, dimdik oturuyordu.
4. Hoş görünmeyen, uyumsuz
1. Bağırarak konuşmaktan hoşlanmaz, dağınık kıyafetle, kocasına bile görünmez bir kadın.
1. Bağırarak konuşmaktan hoşlanmaz, dağınık kıyafetle, kocasına bile görünmez bir kadın.
5. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Düşüncelerini toparlayamayan
1. Şu anda kafam çok dağınık.
1. Şu anda kafam çok dağınık.
1. isim , isim , isim , isim , Ağaç başkesitindeki gözeneklerin dengeli düzende dağılım gösterme durumu
1. isim , isim , sinema , sinema , televizyon , televizyon , isim , isim , sinema , sinema , televizyon , televizyon , Bir sahnenin genel olarak aydınlanmasını sağlayan veya sahnenin aydınlanma derecesini artırmakta kullanılan ışık
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Biraz dağılmış, dağınık gibi
1. İçerisi biraz dağınıkça fakat insana sükûnet veren bir yerdi.
1. İçerisi biraz dağınıkça fakat insana sükûnet veren bir yerdi.
1. -i , -i , -i , -i , Dağıtma ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Dağıtmaya gücü yetmek
1. isim , isim , isim , isim , Mektup, gazete vb. şeyleri dolaşarak dağıtan kimse, müvezzi
2. Bir malın önceden belirlenmiş bölgelere gönderilmesini sağlayan kişi veya kuruluş
3. teknik , teknik , teknik , teknik , Motorlarda yüksek gerilimli akımı çalışma sırasına göre bujilere yayıp gönderen aygıt, distribütör